PAYLAŞ

Son 1 yıl boyunca neredeyse bütün dünyayı kasıp kavuran pandemi ile mücadelenin her yeni evresi, beraberinde yeni güvensizlikler ve yanlış yönlendirmeleri getiriyor. Başlangıçta “Maske taksak işe yarar mı?” diye başlayan kriz, sonrasında “Testler de Çin’den geliyormuş” denerek devam etti. Hepsinin sonrasında piyasaya çıkan aşılar, sipariş edildikleri ülkeden üretildikleri şirkete kadar birçok konuda kamuoyunun kafasında soru işaretlerine sebep oldu. Peki aşılardan korkmalı mıyız, aşı konusunda kimlere güvenebiliriz? Bilgi kirliliğine rağmen, insanlarımızın kulaktan dolma bilgilerden silkelenip bilimin aydınlattığı yolda ilerlemesini temenni ederek anlatmaya başlıyorum.

Aşı Nedir?

Aşılama işlemi en basit tanımıyla; mikrop ya da virüslerin dış yüzeylerindeki adeta bir kimlik kartı vazifesi gören proteinlerin, insan savunma hücrelerine tanıtılması ve bu hücrelerin vücuda bağışıklık kazandırması olayıdır. Bahsettiğimiz yüzey proteinleri genellikle iki şekilde savunma hücrelerine tanıtılır: aktif olmayan zayıf bir virüsü enjekte ederek, ki biz buna “geleneksel aşılama” diyoruz, ya da bu yüzey proteinlerinin üretilmesinde rol alan mRNA moleküllerini insan hücrelerine enjekte ederek, buna ise “mRNA aşısı” diyoruz. Her iki şekilde de proteinler insan savunma hücreleri tarafından fark edilir ve aktif bağışıklık sağlanmış olur. Ek olarak açıklamam gerekebilecek olan durum ise mRNA’nın çok zayıf bir molekül olduğudur. Bu molekül protein üretiminden hemen sonra parçalanır ve bulunduğu hücrenin DNA’sına yapısı gereği hiçbir geri etkide bulunmaz. Yani “mRNA aşısıyla genimizle oynayacaklar” lafı da bana göre katıksız bir palavradır. Bence bu kadar lise biyolojisi yeterli… Şimdi birazcık aşıların üretim sürelerinden bahsedelim.

Aşılar; genelde belirli bölgeleri etkileyen salgınlara karşı, küçük araştırma gruplarıyla üretilir.

Ayrıca aşıların hepsi farklı mikrobiyolojik organizmaların sebep olduğu farklı hastalıklara karşı üretilmektedir. Tüm bu farklılıkların yanında aşıların çok değişik zamanlarda başka teknolojilerle üretildiğini varsayarsak ortalama bir üretim süresi bulmak çok zordur. İnternete aşı üretim süresi yazdığınızda genellikle 5 – 10 yıl gibi bir süre çıkar ama bu konudaki araştırmalar 1996 yılına ait olup Korona gibi tüm dünyayı etkileyen virüslere karşı üretilmiş bir aşıyı hesaba katmamıştır. İlk aşılardan olan Pastör’ün kuduz aşısı 4 yılda bulunmuştur. Marcus Davis ve Peter Hurford adındaki araştırmacıların yaptığı yaklaşık 50 aşılık listedeki aşıların hepsinin üretim sürelerinin ortalamasını aldığınızda yaklaşık 29,5 gibi kanımca alakasız bir sayı bulursunuz. İşte bu bilgiler gösteriyor ki aşıların ortalama üretim süresine ulaşabilecek kadar kontrol grubumuz; yani benzer tarihte, benzer teknolojiye, benzer hastalığa karşı üretilmiş aşımız olmadığı için “Bu aşı erken üretildi.” diyemiyoruz. Yine de aşı karşıtı olan insan sayısı hiç de azımsanacak gibi değildir.

Aşı karşıtlığı ilk üretilen Çiçek Hastalığı Aşısı’ndan beri varlığını sürdürüyor. İlk aşıların, hastalıklı insanların iltihap parçalarının alınıp diğer insanlara burun yoluyla verilerek ya da açık yaraya basılarak yapıldığı düşünülürse o yıllarda aşı karşıtı olmak bir tabu değildi. İnsanların bugünkünün aksine hastalanmasına hatta ölmesine sebep olan aşılar, 19. yüzyılda karikatürlere konu oluyor, toplumun korkulu rüyası haline geliyordu. Bu karikatürlerde anne çocuk ilişkisi üzerinden de işlenen mesele bugün bile aşı karşıtı anneleri olarak devam etmektedir. Genellikle otoriteler pragmatist bir bakış açısıyla sağlıklı bir nesil için çocuklara aşı yaptırmak isterken, aşılananların ölümlerini gören anneler çocuklarını korumaya çalışıyordu. O yıllarda üretilen aşıları kontrol eden kurumlar da bulunmuyordu.

Peki bugün üretilen aşılar kimler tarafından nasıl kontrol ediliyor?

İlk önce hayvanlar üzerinde deneyi yapılan aşılar, başarılı olurlarsa sırasıyla faz 1,2 ve 3 deneylerine maruz kalır. Faz 1’den 3’e gidildikçe daha çok insanın üzerinde deneme yapılır ve en son faz 3’de binlerce insanın üzerinde denenen aşı, acil durumlarda kullanılabilme sertifikasını almış olur. Bu deneyler aşıyı üreten araştırmacıların bulunduğu ülkede, o ülkenin ilgili kurumu tarafından araştırmacılara bile sonuçları gösterilmeden yapılır. Yani bir ülkenin faz 3 sonuçlarına güvenmeniz, o deneyi yapan ülkenin şeffaflığına güvenmenizle alakalıdır. Dünyada bazı ülkelerin kurumları ve bazı bağımsız kurumlar bu konuda daha saygın konumdadır. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) ve GAVİ (Küresel Aşı birliği) bunlara örnektir. Türkiye’de ise bu işi Sağlık Bakanlığı yürütmektedir.

Popüler 2 Aşının Karşılaştırılması

Aşıların markalarından ve aralarındaki farklardan bahsetmek gerekirse iki temel aşıyı karşılaştırmak yeterli olur diye düşünüyorum. Öbür aşıların ayrıntıları ek olarak tabloda mevcuttur. Karşılaştıracağımız iki aşının isimleri: Sinovac ve Pfizer-Biontech Aşısı. Sinovac bizim ülkemizde kullanılacak olan Çin menşeli aşı, Biontech ise Almanya’da üretilen bir aşıdır. Sinovac aşısında geleneksel yöntemi kullanır ve maliyeti yüksek olmasına rağmen saklanma derecesi buzdolabı sıcaklığıdır. Biontech ise mRNA aşısı olduğundan maliyeti düşüktür ama saklanma derecesi –70oC ‘dir. Gelelim insanları asıl kargaşaya düşüren noktalara. Biontech’in faz 3 etkililik oranı, üretildiği yer tarafından açıklanıp onaylanmış bir şekilde %96 iken, bu yazının yazıldığı tarihte henüz Çin Sinovac aşısının faz 3’teki etkililik oranını açıklamadı. Faz 2 sonucu %95 den fazla olarak açıklanan aşının faz 3 çalışmalarını sipariş eden ülkeler yapmakta. Kendi faz 3 çalışmalarını yapan bu ülkelerden Brezilya %50 civarı, Türkiye ise %91,5 olarak açıkladı. Yine bu yazının yazıldığı tarihte ülkemizde 1,5 milyon kişiye risk grupları sırası izlenerek aşı yapıldı bile. Peki siz sıra size geldiğinde aşı olacak mısınız?

Nurullah POLAT

Konuyla ilgili olarak Dünya Sağlık Örgütü’nün web sitesini incelemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Güncel yazılarımıza ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz