PAYLAŞ

Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de eğitim veren Dr. Erhan Karaesmen ile keyifli bir söyleşi…

1959 yılında İTÜ’den mezun oldunuz. Ardından Fransa’ya doktoraya gittiniz. Meslektaşlarınızdan Amerika’ya gidenler de oluyordu. Sizin Fransa’yı seçme sebebiniz neydi? Bu tercihin sizde ne gibi etkilere yol açtığını merak ediyoruz.

O dönemlerde, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ’den), beş yıllık eğitimle, günümüzdeki yüksek lisansa karşılık gelen bir ünvanla mezun olunuyordu. Eğitsel ve yasal düzenlemelerin sonucu, biz de “yüksek inşaat mühendisi” olarak mezun olduk. Babam, Atatürk döneminde Çağdaş Türkiye’nin kuruluşunda hizmet vermeleri amacıyla yurtdışına gönderilen genç uzmanlardan biriydi. Dolayısıyla, Batı Avrupa ülkelerine açık bir ailede büyüdüm. O evin içinde büyüyünce, ben küçük yaşlarda Avrupa düşüncesine yönlendirilmiş bulundum. Avrupa’nın da, 2. Dünya Savaşı sonrası müthiş insan gücü ihtiyacı var o dönemlerde. Ben de bir şansımı deneyeyim dedim. Peşin Fransa’da stajlara gittim geldim, mezun olduktan sonra da İsviçre denk düştü. Altı ay kadar orada kaldıktan sonra Paris’e gittim. Orada sadece doktora yapmadım aynı zamanda çalıştım da. Sonra Avrupa’dan, ama sizin söylediğiniz gibi o dönemlerde Türkiye’den Amerika’ya gidenlerin sayısı çok değildi, Amerika’ya gittim kısa bir süreliğine. Ancak, ben Paris’te yaşadığım yıllarda Amerika’ya belli bir ilgi duymağa başlamıştım. Bunun sonucu olarak doktora çalışmam bitince bir yıllığına Amerika’da çalışma ve yaşama fırsatım da oldu.

Yurt dışındaki çalışma yıllarınız nasıl geçti?

Biraz önce söylediğim gibi, işe stajlarla başladım. Sonrasında kısa süreli İsviçre’deki yaşam ve çalışma deneyimlerim çok güzel geçti. Paris’teki uzun yıllarım da akademik ve mesleki açıdan çok doyurucu geçti. Doktora yapma konusunda tesadüfler benden yana çalıştı. Herhangi bir şirkette iş bulabilirdim. Ama, benim çalıştığım yer değişik bir yapıya sahipti. Hem inşaat şirketlerinin hukukunu koruyan, hem meslek camiasını bir araya getiren, hem de o meslek camiasında ileri gitmiş şirketlerin oluşturduğu ve ileri derecede araştırmalara para yatıran şirketler üstü bir kurumdu. Bu çerçevede doktora yapabilme fikri ortaya çıktı. Batıda Türkiye’den gelen insanlara yan gözle bakılıyordu ve hafif bir doktora programı vardı bizler için. Ben Avrupa ülkesi insanlarının hedeflediği tarzdaki ve düzeydeki doktora çalışması yapmak istedim. Bunun için kendimi ispatlamamı istediler ve birkaç farklı ders aldım. Arzuladığım programa kabul edildim. Çalıştığım kurumun anlayışlı özendiriciliği yardımı ile doktora derecesini üç yılda elde ettim. Bu arada Paris’teki dostlarım “sen değişik bir adamsın, senin Amerika’yı da tanıman lazım” demeye başladılar. Benim kafama Amerika’yı da tanıma fikrini soktular. Daha doktorayı bitirmeden Amerika’yla bir takım ilişkilere girdim. Oradan da Amerika’ya gittim.

ODTÜ’ye girişiniz nasıl oldu?

Amerika’daki bir yıla yakın yaşam ve çalışma deneyiminden sonra Latin Amerika ülkelerinde dolaşma fırsatım oldu. Önce Meksika’ya gittim ve oradayken Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden bir mektup geldi. Mektupta benim hayatıma yön verecek birkaç satır vardı. O satırlarda, gönül alıcı bir ifade ile Türkiye’ye döndüğümde göstereceğim akademik faaliyetlerle ilgili olarak gelişmekte ve çok ümit vaat eden genç kurum olarak ODTÜ ile temasta kalmam tavsiye ediliyordu. Çok hoşlanmıştım ve çok etkilenmiştim o mektuptan. Sekiz, dokuz ay sonra çıktım Ankara’ya geldim. İyi ki de gelmişim. Hayatım belki inişli çıkışlı geçti. Ama, toplamda mutlu ve doyurucu yıllar yaşadım, yaşıyorum ODTÜ’de.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yolculuğunuz nasıl başladı?

Yıllar sonra benim Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile mesafeli düştüğüm bir dönem oldu. O dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde konferans vermem için teklifler aldım. Burada 15-20 gün kaldım. Boğaziçi benim kafamda güzel bir iz bıraktı. Sonrasında ODTÜ ile ilişkilerim normale döndü. Seneler sonra da Semih Tezcan Hoca beni BÜ’de konferans vermem için yeniden Boğaziçi Üniversitesi’ne getirtti. 1992 yılında da sorumlusu olduğu CE 492 dersinin çalışmalarına danışmanlık yapmak üzere gelip gitmemi sağladı. İşin akışında bir gün BÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden orada, mimarlık ve mühendisliğin birleşmesiyle ilgili bir ders vermemi teklif ettiler. Cuma günleri olması şartıyla kabul ettim çünkü aynı zamanda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde de ders veriyordum. Her şey iyi gidiyordu. Eşimle birlikte geçirdiğimiz kazadan sonra Boğaziçi’ni bırakmam gerektiğini düşünmedim değil. Ama bırakamadım. Burada, çok sevimli bir ihtiyarlık aşkı olarak yoluma devam ediyorum ve bir süre daha devam etmeyi düşünüyorum çünkü burada geçirdiğim vakit benim için son derece özel.

Sanata olan ilginizi biliyoruz. Sanat eleştirmenliği yönünüz nasıl gelişti?

Eleştirmen belki çok doğru bir tanım değil. Ama sanatla hamur olduğum doğru. İlk başlarda edebiyat dergileri okurdum. O dergileri izlerken diğer sanat türlerinin önemini de kavradım. Derken, resim ve müziğin ciddi işler olduğunu fark ettim. Ancak, her ikisiyle de yakın kucaklaşmam Paris yıllarında oldu. Önemli müzisyenler, ressamlar tanıdım. İş sonrası, akşamüzeri saatlerinde sinemaya giderdik; oradan da konser salonlarına koşardık. Bazı öğrenci gruplarının dergilerine yazılar yazdığım ve o çevrelerde konferanslar verdiğim de olurdu. Türkiye’ye dönünce ülkemin sanatı ile ilgili açığımı kapatmaya çalıştım. Burada da değerli müzisyen ve ressam dostlarım oldu. Yazıp çizmeyi ve anlatmayı sevdiğim için o alanlardaki ilişkimi yazıya ve anlatıya döker oldum. Hürriyet- Gösteri, Sanat Çevresi dergileri ile ara sıra sosyo-politik yazılar da yazdığım Cumhuriyet gazetesinde de sanatsal, kültürel yazılar yazdım. Yazmağa devam ediyorum. Ayrıca bu konularda konferanslar verdiğim ve de televizyon söyleşilerinde yer aldığım oluyor.

İnşaat mühendisliğinin mimari kaygıya sahip olup olmadığı konusunda bilgilendirme yapmanızı istersek yorumlarınız ne olur? Bu kaygıyı geliştirmek için verilecek derslerin ne gibi faydası var?

Mimarlık ve mühendislik bundan uzun seneler öncesine kadar tek bir meslek olarak gelmiş. Sanayi devrimiyle beraber şehirlere yoğun bir nüfus akışı oluyor. Kentlerde bina türü yapı işlerinin sayısı çok artıyor, ayrıca sınai üretim amaçlı mühendislik özelliği artan yapıların ve çeşitli alt yapı tesislerinin sayıları da çok artıyor. Bu durum, mühendis ve mimarı birbirinden ayırıyor. Aslında, çok yapay bir ayırım bu. Günümüzde neredeyse düşman kardeşler gibi gözükseler de birbirini bu kadar tamamlayan iki ayrı meslek düşünülemez. Mimar da olmadan mühendis de olmadan yapı olmaz. Genç kuşaklar için bu kavramların geliştirilmesine ve kendilerine sıkça hatırlatılmasına gittikçe daha fazla ihtiyaç var. BÜ’de veregeldiğimiz ve öğrenci ilgisi çeken “Introduction to Architectural Engineering” dersinin benzerlerinin diğer üniversitelerde de verilmesi temenni olunur. Ayrıca, eğitim programlarının da ötesinde Türk mimarlık ve mühendislik ortamlarını bir araya getirmek lazım. Bu konuda meslek odalarına da görevler düşüyor.

Kendisi de inşaat mühendisi ve akademisyen olan eşiniz Engin Hanımla nasıl bir aile yaşamı kurduğunuza dair bilgi verebilir misiniz?

Epeyce bir yıl ayrılıktan sonra Türkiye’ye büyük bir heyecanla geri dönmüştüm. ODTÜ’ye gelişimden birkaç gün sonra Varto’ya gittim. Çünkü orada uluslararası mühendislik camiasının da ilgisini çeken büyük deprem olmuştu. Üzerinden biraz zaman geçmişti ama hala daha fikir verici görsel izlenimler edinme şansı vardı. Üç, dört günlük yoğun bir gözlem gezisi yaptım. Varto dönüşü yorgun argın ofisime giderken merdiven başında 46 yılı bulmuş bir aile mutluluğunu paylaştığımız eşim Engin Hanımı gördüm. Güzel bir rastlaşma. O daha çiçeği burnunda bir asistan. Tanıştıktan bir buçuk sene sonra evlendik ve 3 çocuğumuz var, üçü de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okudu. Eşim hem kişilikli, hem de insan ilişkilerinde yumuşak ve yardımsever biridir. Ayrıca çok titiz müthiş bir eğitimcidir. Benim Türkiye’ye ısınmamı ve burada kalmaya kesin karar vermemi sağlayan unsurdur.

Erhan Karaesmen gibi oldukça önemli diğer rol modellerle olan söyleşileri de okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz…

İnşaat Mühendisleri Odası’nın yaptığı Erhan Karaesmen ile başka bir söyleşi için de buraya tıklayabilirsiniz…

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz