PAYLAŞ

Mimarlık öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamlayan Han Tümertekin, İstanbul’da Mimarlar ve Han Tümertekin Proje Danışmanlık Hizmetleri, Strasbourg’da da Atelier Han Tumertekin büroları çerçevesinde mimari etkinliğini yürütmektedir.

-Kısaca eğitim hayatınızdan ve kariyerinizden bahseder misiniz?

1958’de İstanbul’da doğdum. Akademisyen ve eğitimci bir ailede doğdum. Saint Michelle Lisesi’nde okuduktan sonra 1976’da İstanbul Teknik Üniversitesi’ne mimarlık okumak için girdim. Dolayısıyla 80 darbesinden önce, darbe sırasında ve sonrasındaki 2 senede üniversitedeydim. Böylece Türkiye’nin sosyal ve siyasi anlamda yaşadığı bir kırılmada üniversite öğrencisiydim. Bunun zaman içinde mesleğime etkileri olduğunu gözlemlediğim için bu ayrıntıdan söz ediyorum.

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, teknik üniversitenin içindeki bir eğitim bölümü olduğu için mühendislikle yakın ilişkide olan bir mimarlık eğitimi veriyordu. Bunu büyük bir şans, lütuf olarak yaşadığımı düşünüyorum. Bir teknik üniversitenin atmosferini soluyarak mimarlık eğitimi almış olmak önemli bir fark. Ayrıca İTÜ Mimarlık Fakültesi 2. Dünya Savaşı döneminde Almanya’daki Nazilerden kaçmış bazı değerli mimar hocalar tarafından eğitimi güçlendirildiği için ve bu çeşitliliğin getirdiği gücü de bünyesine almış olduğu için çok iyi eğitimi olan bir mimarlık okuluydu. O da ayrı bir lütuftu.

-Tasarım işinin aslında bir soru sorma işi olduğunu söylemiştiniz. “Soruyu da yanlış sorarsanız proje bir yerde tıkanır. Her şey iyi gidiyor olsa bile projeyi sil baştan yapmanız gerekir” sözünüzden yola çıkarak genç mimarlara özgün tasarımlarla ilgili nasıl tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Bir tasarımcıyı ben sorun çözücü olarak algılıyorum. Daha iyi bir dünya yaratmak için tasarım yapıyorum. Bu çok iddialı bir laf gibi gözükebilir ama benim tasarıma yaklaşımım dünyayı kurtarmak üzerine değil, gündelik hayattaki sorun ya da zorluklarımızı aşmak üzere hayatla ilişki kurmak. Ama benim ilginç bulduğum şey o ana kadar bir sorun olarak algılanmamış durumları saptayıp o sorunlara çözüm üretmek. Öyle bakınca soru sormak ve doğru soruyu sormak ve hatta mümkünse tek bir doğru soru sormak; iyi bir tasarımın vazgeçilmezidir.

Bu nedenle sık sık kendime ve öğrencilerime telkin ederim; herhangi bir tasarım sorunuyla karşı karşıya kalındığında hemen bir çözüm üretme çabası içine girmektense sorunu doğru tanımlamaya yönel. İnsan dürtüsü insanı hemen bir çözüm üretme çabasına sokar. Hele bilgin, donanımın ve eğitimin de yeterliyse hemen çözmeye çalışırsın sorunu. Bu süreçte zamanımı ve dikkatimi “Gerçek sorun burada ne?” sorusuna harcarım.

Çünkü sorun da genelde insanların yaşadıkları mekanlarda o güne kadar tanık oldukları sorunlardan ibarettir. Oysa sıfırdan tasarlanacak bir mekanda onların söz ettiği sorunlar zaten yaşanmayacaktır. Dolayısıyla onu konuşmak veya aktarılmış o bilgiden hareket ederek çözüm aramak genelde heyecan verici bir sürece dönüştürmez o tasarım sürecini.

Ama siz zaten o aktarılanların yeni yapacağınız tasarımda sorun olmayacağını, konuşmaya değer bir konu olmadığını görürsünüz. Asıl sorunu aramaya devam edersiniz. Bu durumda gerçek sorun nedir diye vakit harcayıp onu bulduğunuz an gelir. Kalem örneğini verecek olursak kalem dediğiniz şey yazmasıyla kendini var etmez. Çizdiği çizgi önemlidir ama ağırlığı, çok farklı kemik yapısına sahip olan bir elin onunla uzun süre yorulmadan yazıp çizebilmesi, yüzeyinin her koşulda perişan olmayacak kadar dayanıklı olması gibi gibi pek çok şey içerir aslında.

Dolayısıyla bir kalemin tasarımına başladığımızda onun kağıt üzerindeki oluşturacağı çizgiden yola çıkıp tasarım yapmak son derece yetersiz kalacaktır. O nedenle gerçek sorunun ne olduğunu anlamaya önemli bir zaman ayırmanızı öneririm. Bu özellikle genç ve tecrübesiz tasarımcıların morallerinin ciddi şekilde bozulduğu bir başlangıç dönemine neden olur. Pek çok öğrencimle bu sorunu ben de yaşamışımdır. Projeye bir türlü başlayamazlar. Başlayamamalarının temel nedeni bir çözüm bulmayı ve sonrasında çizmeyi beklemeleridir. Oysa çözüm ancak sorunla haşır neşir oldukça ilerleyen bir süreçtir. Neleri yapabileceğinizi değil; neleri yapamayacağınızı görürsünüz. Tasarım böyle bir süreçtir. Gökten çözüm inmez.

-Peki bu yaklaşımınız işverenle aranızda sorun çıkarır mı?

Sorun çıkarır. Çünkü işveren hemen tasarımın son halini görmek ister. Daha ilk toplantıya gittiğinizde kaleminizin çizeceği çizgiyi bekler. Fakat tecrübeniz arttıkça, yaptığınız işler biriktikçe ve yaşınız ilerledikçe daha güçlü pozisyona kavuşacağınız bir durum haline gelir. Yaptığınız işlere güvenip sabrederler. Öte yandan eğer siz bu durumu gerçekten tasarımınızın vazgeçilmez özelliği olarak yaşıyorsanız bunu karşıdakine aktarıp onu ikna etmeniz de zor olmaz. Benimle yeni çalışan işverenlerin mimiklerinden yüz ifadelerinden ilk toplantılarda yeterince yaratıcı algılanmadığımı hissettiğim olmuştur. Çünkü ben ilk toplantılarda çok sayıda soru sorarım. Cevap, çözüm ve hatta günümüz bilgisayar ve bilişim teknolojileriyle hemen bitmiş bir bina çizimi götürmektense onlara soru listeleri götürürüm. Çünkü derdim sorunu doğru tanımlamaktır. Zaman göstermiştir ki doğru tanımlanmış sorunun cevabı her zaman doğru, nitelikli ve heyecan verici olur.

-Sayın Han Tümertekin, sizce bu ülkenin tarihine iz bırakacak projelere hala talebi var mı?

Şöyle diyebilirim. Bu talebin bir mimara bu şekilde geleceğinden emin değilim. Bir binayı, oranın kültürel değerlerinden birine dönüştüren şey zamandır. Tasarımcı onu tasarlarken bilemez. Nitekim ben bu güzel duyguyu hissettim. 2004 yılında Ağa Han ödülünü kazanan B2 Evi, 26 Aralık’ta gelecek kuşaklara iletilmek üzere Çanakkale Anıtlar Kurulu tarafından sanat eseri ilan edildi. Ben o evi ne o ödülleri almak düşüncesiyle ne de gelecek kuşaklara saklanması düşüncesiyle tasarladım. Ben ve işverenim Ege Denizi’ne bakan bilmem kaç derece eğimli yamaçtaki set duvarları üzerine oturmuş bir yapıda kendi yaşantısının uzantısı olacak, şehirli insan köye gittiğinde şehirdeki alışkanlıklarını sürdürebileceği bir yaşantı için tasarladık. Ama sonuç böyle oluştu.

“Bir tasarımcıyı ben sorun çözücü olarak algılıyorum. Daha iyi bir dünya yaratmak için tasarım yapıyorum. Bu çok iddialı bir laf gibi gözükebilir ama benim tasarıma yaklaşımım dünyayı kurtarmak üzerine değil, gündelik hayattaki sorun ya da zorluklarımızı aşmak üzere hayatla ilişki kurmak.”

-Peki bir farklılık hissetmiş miydiniz? Projeyi tasarlarken böyle bir beklentiniz hiç mi yoktu?

Hiç yoktu. Her mimarı yaptığı yapının mimarın düşünsel olarak ulaşmak istediği noktalara ulaştığını görmek, bunu hissetmek gibi bir motivasyonu vardır. Yani bir yapıyı yaparken sadece o yapının yapıyı kullananların gündelik hayatlarına yeterli şekilde cevap vermesi, onların yaşantılarını içinde sürdürmeleriyle yetinmesi beklenemez. Mimarın orada mekan kültürüne ve yapı yapma, inşa etme sanatına varsa bulunduğu katkıların başkaları tarafından görülmesi beklentisi vardır. Hatta kopya edilmesini ve çoğalmasını ister. O çerçeveden bakınca yalnızca ödüllendirilen yapılar değil yaptığımız her yapı bu anlamda motivasyon kaynağıdır.

-Projelerinizde inşaat mühendisleri nasıl roller oynuyor? Çalıştığınız belli inşaat mühendisleri var mı?

Evet. Ben hem teknik üniversite mimarlıkta okuduğum için hem de tasarımın bütünsel yaklaşımla iyi yapılabileceğine inandığım için bir projede yer alan bütün aktörlerle projenin ilk anlarından itibaren bir arada çalışmayı isterim. Mekanikçi, elektrikçi, strüktürcü bir tasarımın vazgeçilmez bileşenleri ve gerçek takım arkadaşlarıdır.

Ben mimarın havalarda uçup birşeyler hayal ettiği dünyaya çok uzağım. Sonra gökten inip mühendisleri çağırıp bunu hayata geçirin dünyası aklımın alamadığım bir dünyadır. Benim için mühendisler nefis bir tasarımı güçlendiren ve projeye katkı veren aktörlerdir. O nedenle mühendislerle iş birliğine çok yatkınım. Türkiye’de yaygın olarak gördüğüm sorun mühendislik eğitiminde mekan bilincinin verilmemiş olması. Kendi disiplinleri içinde davranmaya fazlasıyla yatkınlar fakat kendi disiplinlerinin mekanlar içinde var olduğu konusunda pek eğitilmiş gözükmüyorlar. Onlar hesapları, boruları, çelik profilleri ya da betonları var onları biliyorlar fakat bütün bunların ne için yapıldığı konusunda aydınlatılmış olarak çıkmıyorlar karşımıza. Bu durumun sonucu olarak birkaç mühendisle bu konuda anlaştıktan sonra sık sık birlikte çalışma alışkanlığı ortaya çıkıyor. Ama gönül ister ki bütün mühendisler yaptıklarını mekanlar içinde yer aldığını ya da mekanlar yaratılırken onlarla birlikte yaratılacağının biraz daha bilincinde olsunlar.

-Ted Talks’ta bahsettiniz. Vedat Mimaroğlu ile Çimtaş Gemlik serbest üretim tesislerinde ofis binası tasarladınız. İlk yaptığınız çalışmada hiçbir yeri 90 derece olmayan çalışma alanı planladınız. Daha sonra bu plan değiştirildi. O kadar çaba ve emek nasıl bırakılabildi? Bu duygusal emek nasıl aşıldı?

Bence bir tasarımcının sahip olması gereken en önemli özellik sabır. Sabırlı değilsen tasarım yapmayacaksın. Fotoğraf çek. Saniyenin 4000 (dört bin)’de 1(bir)’inde tıklıyorsun, bitti iş. Ama tasarımcıysan sabır lazım. İkinci özellik de rahatlıkla haftalarını, aylarını geçirdiğin ama sorunluysa bir tasarımını çöpe atabileceğin ruh haline sahip olmak. Bu feci zor bir şey. Sabahlara kadar çalışmışsın, birilerini çalıştırmışsın, para harcanmış, elektrikler yapılmış. Bir an geliyor bakıyorsun ve olmadığını fark ediyorsun. Unutup yeniden başlıyorsun. Bu feci zor ama çok kullanışlı bir şey. Bundan daha kullanışlı bir şey bilmiyorum. Çünkü daha iyisini yapmak için yapıyorsun.

“Ben mimarın havalarda uçup birşeyler hayal ettiği dünyaya çok uzağım. Sonra gökten inip mühendisleri çağırıp bunu hayata geçirin dünyası aklımın alamadığım bir dünyadır. Benim için mühendisler nefis bir tasarımı güçlendiren ve projeye katkı veren aktörlerdir. O nedenle mühendislerle iş birliğine çok yatkınım.”

 

Ropörtaj: Cenk Alp Sezgin-Can Güvener-Ramazan Demiralay

 

 

Han Tümertekin ile yapılan bu ropörtajı beğendiyseniz ve sektörün başarılı mühendis ve mimarlarıyla daha fazla ropörtaj görmek istiyorsanız sitemiz alt başlıklarından “Ropörtajlar” alt başlığına göz atabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz