PAYLAŞ
Oğuz Atay

Hayatının en büyük korkusu anlaşılamamaktı. Belki de bu yüzden o hayattayken yayınlanan bütün eserleri bir köşede anlaşılmayı beklemişti. 70’li yıllarda ülkenin girdiği siyasi çıkmaz ve toplumsal sıkıntilar sebebiyle eserleri fazla ilgi görmeyen Oğuz Atay, tam olarak anlaşılamadan ve beklediği ilgiyi göremeden 43 yaşında hayata veda etti. Eserleri ölümünden tam 7 yıl sonra yeniden yayınlanan Oğuz Atay, son 20 yılda büyük bir okur kitlesine ulaştı ve benimsendi. “Kendini önce başkalarına kabul ettirmelisin ki biz de kabul edelim. Bunun için de belki önce ölmelisin. Unutulmalısın. Unutulan herkesin üstünden ne kadar zaman geçiyorsa o kadar zaman geçirmelisin mezarda. Orda da bile acele etmemelisin. Senden önce ölüp senden önce unutulanlar var.(…) Dur bakalım dur hele. Sırani bekle.” diyordu Tutunamayanlar’da (T. 389). O da roman kişisi Selim gibi anlaşılmak için ölmeyi beklemişti.

Oğuz Atay ve Karısı
Oğuz Atay ve Karısı

İTÜ İnşaat Fakültesi mezunu Oğuz Atayin edebiyatımızda diğer yazarlardan çok ayrı bir yerde konumlandırılmasının temel nedeni, onun Türk Edebiyatında daha önce görülmemiş deneysel nitelikteki uzun soluklu romanı Tutunamayanlar’dır kuşkusuz. Kendi yaşantısını ve çevresindeki insanları kurmaca dünyasının içinde roman kişilerine dönüştürmüş, gerek romana getirdiği yeni anlatım türleriyle gerekse üst kurmacayı ustaca kullanışıyla ‘postmodern’ tarzda bir roman ortaya koymuştur. Onu anlamak için onun kurmaca dünyasının yanında otobiyografik dünyasını anlamak da son derece önemlidir.

Oğuz Atay Tutunamayanlar

Çünkü Oğuz Atay’ın eserleri ailesinin, çevresinin, yaşadığı toplumun ve anılarının yoğun bir ironi ekseninde kurmaca düzleme aktarımını içerir. Yazarın hayatının belli dönemlerinden izler taşıyan romanında üniversitedeki anılarından ve arkadaşlarından da etkilendiğini görürüz. Tutunamayanlar’ın “hayatın acemisi” olan roman kişisi Selim Işık hem yazarın kendinden hem de üniversite yıllarındaki yakın arkadaşı Ural Özyol’dan izler taşır. 1951 yılında İTÜ İnşaat Mühendisliği bölümüne giren 105 öğrenciden biridir Oğuz. O yıllarda mühendislik en çok tutulan meslektir ve Teknik Üniversiteye giren öğrenci yaşamını maddesel olarak garantiye almış demektir. Fakat babasının baskıcı rolü yüzünden tercih ettiği mühendisliği hayatının hiçbir döneminde severek yapmaz. Sevmediği bir meslek dalında eğitim görüyor olmak onu bunaltmaktadır ve yaşamının bu ilk büyük sorunsalını romanında üniversite öğrencisi Selim aracılığıyla birebir aktarmaktadır: “Lisede iyi bir öğrenci olduğum için zor bir meslek seçmeliydim. Bu nedenle mühendis olmaya mecburum.” (T.362).

Yazar romanın başka bir bölümünde bir cennet ütopyası tasvir etmektedir. Öyle bir cennettir ki orası bu cennette “herkes istediği mesleği seçecektir. Ressam olmak isteyenler reklamcı, yazar olmak isteyenler mühendis, mimar olmak isteyenler iktisatçı ve dilediği gibi yaşamak isteyenler rezil olmayacaklardır.” (T.212). Cennet insanların istediği mesleği seçtiği yer olarak aktarılır. Tüm bunlara rağmen Oğuz Atay’ın üniversite yılları oldukça olaylı geçmiş ve tanıştığı çoğu kişiye romanlarında farklı karakterler olarak yer vermiştir. Üniversitedeki yakın arkadaşları Rasin Demirsoy, Günay Özmen, Ural Özyol ve Turgut Yavuzalp’le okuldan sonra da dostlukları devam etmistir. Tutunamayanlar’da Selim ve Turgut’un tanışma sahnesi, gerçekte Oğuz ve Turgut’un tanışma sahnesinin aynısıdır. Fakat kurmaca düzlemdeki Turgut Özben karakterinin Turgut Yavuzalp ile benzerliği isim benzerliğinden öteye geçmez.

Her şeyden öte Tutunamayanlar romanı “Ural Özyol’un hatırasına” ithafıyla başlar. Oğuz Atay’in yakın arkadaşı Ural, okulu bitirip iş hayatına atılmış ve yapısının duyarlı yönüyle çelişen müteahhitlik işi onu intihara sürüklemiştir. Roman kişisi Selim Işık da başa çıkamadığı yaşamdan kendi isteğiyle çekilmiştir. Bu gibi benzerlikler ve daha birçoğu (Selim ve Turgut’un da birer inşaat mühendisi olmaları vs.) bize Oğuz Atay’ın İnşaat Fakültesindeki yaşamından etkilendiğini ve onu kurmaca düzlemine aktardığını gösteriyor. Fakat onun inşaat mühendisi yönünü anlamak için elbette bu kadarı yeterli olmayacaktır.

Oğuz Atay ve Arkadaşları
Oğuz Atay ve Arkadaşları

Oğuz Atay üniversite son sınıfta tanıştığı Kapital ve Marksist yayınlar sayesinde sosyalist bir hayat görüşü edinir. Daha sonra kendini solcu bir çevrede bulur ve Pazar Postası dergisinde yazmaya başlar. Dergicilik serüvenine askerden sonra da devam eden Oğuz Atay arkadaşları ile beraber Olaylar adını verdikleri solcu bir edebiyat dergisi çıkarma girişiminde bulunur fakat bazı olumsuzluklar nedeniyle dergi çkamaz. Bu olay genç Oğuz Atayı derinden etkiler ve bir süre solcu çevresinden tamamen uzaklaşır. Daha sonra Tutunamayanlar’daki tanımıyla “küçük burjuva tapınağının sayısız cilalı tuğlalarından” biri olmaya karar verdiği bir dönem başlar onun için. Fikriye ile evlenir ve arkadaşı Uğur Ünel ile Betonar isimli müteahhitlik şirketini kurar. Fakat hem evlilik hem de müteahhitlik bir kâbusa dönüşür. Betonar şirketi genelde devletle bağlantılı ihaleler alır. Oğuz Atay devlet ihaleleri ile ilgili işlerin takibi için sıkça Ankara’ya gitmektedir bu yıllarda. Devlet dairelerinin bunaltıcı atmosferi, devlet birey ilişkisinin temelinde yatan yabancılaşma, bürokrasi mekanizmasının nesneleşmesi ve insandan yana özünü yitirmesi olgularını romanında başarılı bir şekilde işler. Bazı eleştirmenlere göre Türkçe yazılmış en nefis bürokrasi eleştirisidir bu metinler.

Şüphesiz Oğuz Atay bir iş adamı değildir ve karşıtlıklar evreninde var olma çabası kısa sürer. Şirket iflas eder ve aynı yıllarda evliliği de sonlanır. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki akademisyenlik görevine tümüyle geri döner. İş hayatındaki bu başarısızlığı da roman kişisi Selime şöyle söyletir: ”Hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım? İnsanların dünyasına atılmayı nasıl göze aldım? Ben insan değilim ki. Yaşamadığım bir hayata nasıl atıldım? (..),Her zaman olduğu gibi dışında kalyorum düzenin. Bu benim kaderim(…) Ne yapabilirim? Kitap okumakla manavın beni aldatmasina engel olamiyorum birtürlü. Manava inanmadığım halde beni aldatıyor namussuz. Ya inandığım dostlarimin beni aldatmasını önlemek: büsbütün imkânsız bu.”

Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar

Hayatının bundan sonraki kısmını İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlik Akademisi’nde (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) araştırma
görevlisi ve akademisyen olarak geçiren Oğuz Atay, aynı zamanda tüm eserlerini de bu dönemde yazar. Tutunamayanlar romanı 1970 yılında TRT roman ödülünü kazanır. Bu roman hem biçim hem anlatım özellikleriyle geleneksel Türk romanından çok farklıdır. Daha sonra aynı biçim ve anlatım özelliklerine sahip diğer romanı Tehlikeli Oyunları yazmıştır. Oğuz Atay’ın tüm eserleri büyük bir meta anlatının ve dünya görüşünün alt metinleri olarak okunabilir, Var olmanın ne kadar tehlikeli bir oyun olabileceğini her cümlesi içimizi ezen eserlerinde ustaca anlatmıştır. O dönemde köy hayatını yazmayı kendilerine ilke edinen ve eserlerini siyasi propaganda araci olarak gören yazarların yanı sıra Oğuz Atay kentli aydını konu almıştır. Büyük şehirde yaşayan, daha çok batı kültürüyle biçimlenmiş burjuva aydınının kendisiyle iç hesaplaşmalarının dünyasıdır onun kurmaca dünyası. “Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez” (T.94) diyerek bütün insanların kendileriyle hesaplaşmasını istemiştir. Bu yüzden de romanlarında aslında kendisiyle hesaplaşmalarını yazmıştır en çok. Oluşturduğu bütün karakterler yazarın kendisinden izler taşır. Orhan Pamuk bir kitabında “Turgut, Selim, Albay, Hikmet hep akılda kalan kahramanlar. Tek kusurları hepsinin birbirine benzemesi; çünkü hepsi Oğuz Atay’ın her yere yayılan zekasının altında eziliyor, yazarın kendisi olup çıkıyorlar.(…)Bu insanların hepsi birer Oğuz Atay.” diyor. Gerçekten de Tutunamayanlar’ın kahramanı Turgut’un, Selim’in ışığında kendi özbenliğine dönüşü sanki Oğuz Atay’ın başarısız müteahhitlik yıllarının ardından üniversite dönemindeki idealist genç Oğuza dönüşü gibidir. Onun sipariş üzerine yazdığı ve üniversiteden hocası Prof.Dr. Mustafa İnan’ın hayatını konu alan biyografik romanı Bir Bilim Adamının Romanı’nda bile yazarın kendisinden izler görürüz. Mustafa İnan’ı da tıpkı bir tutunamayan gibi anlatmıştır Oğuz Atay. Bu bağlamda bakarsak, onun eserlerinin, belki severek yapmadığı ve ikinci plana attığı mesleği inşaat mühendisliğinden yoğun izler taşıdığını görebiliriz.

O ne bir dosttu ne bir sırdaş. Aynı acıları ve duyguları paylaştığımız büyük bir yazar ve inşaat mühendisiydi Oğuz Atay. Bir öyküsünde “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” diyordu. İTÜ İnşaat Fakültesi öğrencileri olarak “Biz buradayız sevgili Oğuz Atay!”

Emirhan ALTINOK 

Teknik Boyut Dergisi, 2019

3 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz