PAYLAŞ

1954 Japonya doğumlu Kengo Kuma 25 yaşında Tokyo Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oluyor. Aktif mimarlık hayatına ise 1990 yılında Japonya’da, 2008’de ise Paris’te “Kengo Kuma ve Ortakları” adlı mimarlık ofisini kurarak başlıyor.

Kengo Kuma’yı diğer mimarlardan ayıran en önemli özelliği yapı tasarımında malzeme kullanımı. Kendisi mimarlık hayatı boyunca taş, ahşap, bambu gibi doğal yapım malzemelerine yöneliyor.

“Malzemeyi Yeniden Yorumlamak”

Açık hava şapeli, www.arkitera.com

Yerel malzeme kullanımını gelenekselleşmek olarak yorumlarız çoğu zaman. Kengo Kuma’yı geleneksel bir mimar vasfından çıkaran en önemli özelliğinin doğu ve batı; geleneksel ve modernist olanı doğru bir biçimde harmanlaması olduğunu düşünüyoruz. Yani aslında bizce onun yaptığı tam olarak “malzemeyi yeniden yorumlamak”.

“Doğa ve Zaman”

Yapının inşa edileceği alanı oluşturan iki ana unsur olduğuna inanıyor Kuma; “Doğa ve zaman”. Zaman unsuru dikkatimizi çekiyor burada. Doğa zamanla değişen bir unsur ve Kuma’nın yapmak istediği yapılarını tasarlarken doğayla uyumlu olmasının yanında bu yapıların günümüzden sonrası için de bulunduğu ortamla uyumlu olabilmesi.

Kengo Kuma geçirdiği bir kaza sonucu ellerini kısıtlı bir biçimde kullanabiliyor ve tasarımlarını tarif ederek çizdirmeye başlıyor. Bu durumun bir tasarımcının tasarımlarını ne ölçüde etkilediğini düşündüğümüzde bazı fikirler ortaya çıkıyor. Bu fikirlerden ilki Kuma’nın zihnindekileri tarif ederek çizdirdiğinde kendi tasarımcılarıyla arasında bir fikir alışverişi olması, farklı fikirlerin sentezlenmesi ve bu durumun tasarımına olumlu şekilde yansıması söz konusu olabilir.

Binalar da Yaşlanır

Onun “Bir binanın ömründen çok, o binanın güzel yaşlanıp yaşlanmadığı önemlidir.” sözü bize, binanın nasıl güzel yaşlanabileceğini sorgulatıyor. Bir yapının güzel yaşlanıp yaşlanmaması durumu işleviyle alakalı olabilir. Bina eğer güzel bir hayat sürmüşse güzel yaşlanmıştır fakat yapı kullanılmıyorsa ve ihtiyaca karşılık veremiyorsa kötü bir hayatı olmuştur diyebiliriz. Ve fikir birliği açısından şu sonuca varıyoruz; ahşap bina kullanılmadığı için yaşlanır, içinde yaşanılan bina yaşar.

Açık Hava Şapeli

Kengo Kumanın yerel ve doğal malzeme kullanımını örnekler üzerinden tartışıyoruz. İlk olarak Japonya’nın Nagano bölgesinde tasarladığı açık hava şapeli karşımıza çıkıyor. Bu şapelde huş ağacı ve yosunu kullanıyor Kengo Kuma. Huş ağacının dayanıklı bir malzeme olmasından da dolayı yapıdaki birincil kullanım amacı yapının çatısını taşımak. İkincil amacı ise huş ağacının doğal bir malzeme olmasının getirisi olarak yapının doğa içinde kaybolmasını sağlaması.

Açık hava şapeli, www.arkitera.com

Huş ağacı bu şapelin inşa edildiği yerele özgü bir ağaç değil ve bu malzemenin bu şapelin inşası için farklı bir coğrafyadan getirtildiğini biliyoruz. Onun daha çok yereldeki malzemeyi kullanarak yapılarını tasarladığını göz önünde bulundurursak Kengo Kuma’nın burada yapmak istediği şeyin bize farklı bir mesaj vermek olduğunu düşünüyoruz. Bu mesaj onun yerel malzemeye yönelme sebebiyle de örtüşüyor bizce. O mimarlık hayatına beton malzemeyle başlıyor, daha sonra betonla yapabildiğinin çok daha fazlasını ahşapla yapabildiğinin farkına varıyor ve böylelikle malzeme kullanımında farklı bir boyuta geçmiş oluyor. Diğer yandan yapıya kuş bakışı baktığımızı düşünürsek, yapıyı desteklemek amacıyla kullandığı huş ağacının kesilmiş ağaç görüntüsü verdiğini fark ediyoruz ve bu durumun kullanıcıda bıraktığı his açısından çok da efektif olduğunu düşünmüyoruz.

Eskişehir Odunpazarı Müzesi

Eskişehir Odunpazarı Müzesi, www.arkitera.com

Eskişehir Odunpazarı’nda da bir modern sanat müzesi tasarımı mevcut Kuma’nın. Bu bölgede yapılacak bir müzenin içindeki sanat eserlerinin konuşulduğu kadar müze yapısının kendisin de konuşulmasını istiyorlar ve tabiri yerindeyse Kengo Kuma’nın kapısını çalıyorlar. Yani sipariş üzerine tasarlanan bir yapı da diyebiliriz bu müze için. Böyle bir müze tasarlanırken konum olarak Odunpazarı’nın seçilmesinin ise özel bir nedeni var. Safranbolu, Cumalıkızık, Odunpazarı gibi yerleşimler kültürel dokuları ile öne çıkan yerleşimler. Odunpazarı gibi bir lokasyonda böylesine göz önünde olması istenen bir çağdaş sanat müzesi planlanırken amaç sanatın metropol dışına çıkması. Kültürel bir dokuya sahip olan bu yerde, yerellerin ve turistlerin bu yapıyı deneyimleyebilmesi.

Eskişehir Odunpazarı Müzesi, www.arkitera.com

Binanın içindeki eserler kadar yapının kendisinin de dikkat çekmesinin amaçlandığını söylemiştik. Bu yaklaşımı biraz daha irdelemek gerektiğini düşünüyoruz. Müzeler tasarlanırken yapının dikkat çekmesinin amaçlandığı örnekleri, geçmişe baktığımızda görmek mümkün. Fakat genelde dikkat çeken müze yapıları sanayi kentlerinde karşımıza çıkıyor; çünkü amaç bölgeyi canlandırırken bu bölgelere farklı bir kesimi çekmek ve bu yerleşimlerin “kimliğini değiştirmek”. Müze binalarının sade tasarlanıp işlevsel olması, bu yapılara giden insanların yapıyı görmeye değil de içindeki sanat eserlerini görmeye gitmesi amaçlanması da müze tasarımlarına farklı bir yaklaşım olarak görülebilir.

Eskişehir Odunpazarı Müzesi, www.arkitera.com

Odunpazarı kültürü, dokusu, tarihiyle ve geçirdiği süreçle zaten şu anda kullanıcılar tarafından oldukça popüler olup ziyaret edilen bir bölge ve bu bölge bir kimliğe sahip. Böyle bir bölgeye tasarım yaparken müze yapısının dikkat çekmesinin amaçlanmasının yanlış olduğunu düşünüyoruz. Çünkü şu anda olmasa bile ileride müzenin bölgedeki evlerin önüne geçmesi söz konusu olabilir.

Odunpazarı’nda Ahşap Tasarım

Eskişehir Odunpazarı Müzesi, www.arkitera.com

Müzenin konumlandığı alan bir meydan ve tarihte Odunpazarı’na baktığımızda bu bölgede ahşap ticaretinin oldukça yaygın olduğunu görüyoruz. Bizce Kengo Kuma buna dikkat çekmek amacıyla yapıda ahşap kullanmış ve bunu yaparken de tümevarım yöntemini kullanarak mekânları yan yana ve üst üste konumlandırmış. Müzenin dikkat çekmesi amaçlanmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak yapının oranlarının kaçtığını ve yapının bulunduğu yere göre çok büyük, hantal kaldığını düşünüyoruz. Bunun yanında bu oranlarda bir yapı için ahşap kullanılmasını hafif bir izlenim vermesinden dolayı avantaj olarak görüyoruz.

Her sanatçının tasarım yaparken tasarıma yönelik bir derdinin olması gerektiğini düşünüyoruz ve Kengo Kuma’nın genel olarak tasarladığı yapıları incelediğimizde betona karşı olmasını bir tavır olarak algılıyoruz.

Buluşmadan önce katılımcılara sunulan kaynaklar:

http://www.arkitera.com/haber/28698/kengo-kumanin-eskisehirde-tasarladigi-muzeye-dair-detaylar-ortaya-cikti

http://www.arkitera.com/haber/31174/hus-agaci-ve-yosundan-sapel

https://www.arkitektuel.com/yapboz-cephe/

http://www.mimdap.org/?p=6781

http://bonemagazine.com/tr/entry/kengo-kuma

http://www.mimarizm.com/haberler/kengo-kuma-nesneye-karsi-durusunu-yem-de-paylasti_116373

Katılımcılar:

  • Ayten MALTEPE
  • Bahar ERDAĞI
  • Beyza AKIN
  • Doruk ÇAKIR
  • Haktan OĞUZ
  • Ömer Faruk ÇİFTÇİ
  • Şevval ÇAPKIN
  • Şeyma TÜRKMEN

Deneme Yazarı: Beyza AKIN

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz