PAYLAŞ

– Kısaca kendinizden ve eğitim öğretim hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

Yıldız Teknik Üniversitesi mimarlık bölümünü bitirdim. 1969 İstanbul doğumluyum. Ailemizde sadece bir tane mimar olmasına rağmen, ortaokuldan itibaren önümde sadece tek seçeneğim vardı: Mimar olmak. Herhangi bir alternatifim yoktu. Üniversite için tercih yaparken benim 6-7 tercihim vardı ve bunlar o dönem gidebileceğim mimarlık okullarıydı.

Bugün eğitim kurumlarında çok büyük bir enflasyon olduğunu düşünüyorum. Bir zamanlar Türkiye’de mimarlık fakültesi sayısı 36 iken bunların 20 tanesinin kapatılması gerektiğini söyleyenlerdenim. Geçenlerde sayısını duydum ve KKTC ile birlikte 104 olmuşuz. Ülkemizin bu kadar mimara ihtiyacı var mı bilmiyorum; çünkü mimarlar odası kayıtlarına göre ABD’den daha çok kayıtlı mimarımız var. Orasının nüfusuyla bizimkini kıyasladığımızda oransal olarak daha az olmamız gerekiyor. Nicelikten daha çok niteliğe bakmamız gereken bir meslek mimarlık.

Mimar Aydan Volkan

-Okul esnasında yaptığınız stajların size neler kattığını söyleyebilirsiniz?

Katanlar da vardı hiç katmayanlar da vardı; ama beni okul dönemimde rahatsız eden en önemli şey staj süresi sınırlanmasıydı. 21 gün ofis stajı ve bir o kadar gün de şantiye stajı dönemi vardı. O hep beni rahatsız etmişti, yetersiz bir süre olarak görmüştüm bunu. Kreatif Mimarlık olarak 21 günlük standartta biz yokuz dedik. O günden beridir de ofisimizde minimum 2 ay staj yapılabiliyor. Biz yaklaşık 10-12 yıldır bir staj programı uyguluyoruz.

Staj yapmak isteyen öğrenci arkadaşlarımız bir iş başvurusunda olduğu gibi CV ve portfolyolarıyla başvuruyorlar. Dışarıdan da destek aldığımız bir staj komisyonu kuruyoruz. Bu komisyonla CV ve portfolyoları inceleyerek bir seçim yapıyoruz. Her sene yaklaşık 300 kişi başvuruyor. 300 kişiyi bir ön elemeyle 50’ye indiriyoruz. Daha sonra da staj komisyonumuz bu 50 kişiden beş kişiyi seçiyor. O beş kişi yaklaşık 2 ay boyunca bizimle birlikte oluyor.

Ofiste her stajyer arkadaşımıza supervizörlük edecek birileri oluyor, onlarla birlikte 2 ay boyunca bizim ofisteki proje süreçlerimizin içinde yer alıyorlar. Ayrıca onlara bir proje programı veriyoruz, bir konsept proje hazırlıyorlar. Geçen seneki proje ofisimizin bahçesine bir üst örtü çalışmasıydı. Bu projeler daha sonra tekrar staj komisyonuna geliyor ve birinci seçiliyor. Seçilen arkadaşımız da bir sonraki yaz için bir Interrail Avrupa gezisi kazanmış oluyor.

Soruya tekrar dönecek olursak, benim için üniversiteden beri o staj konusu çok önemliydi, hep çok yetersiz bulduk ve belki de o yetersizlik sonucunda da kendi ofisimiz olduğunda böyle bir staj modeli belirledik.

-İnşaat mühendisi çalışanınız var mı?

Bünyemizde kontrol mühendisi olarak var. Bizim projelerimizin ölçekleri son yıllarda çok büyüdü. Statik, mekanik, elektronik mühendislerine ofisten projeler geliyor. Mimar arkadaşlarımız bunun koordinasyonunu yapıyorlar ama bazen o projelerin doğruluk ve hesap anlamında kontrol edilmesi gerekiyor. Ama Türkiye’de inşaat mühendisliği adına duyduğum en büyük sıkıntı, inşaat mühendislerinin hep hesap yapıyor olmaları; strüktürel tasarım çok az yapılıyor.

Belki, yönetmeliklerimiz de bu konuda baskıcı veya yenilikçi değil. Ama bazen yurt dışındaki projelerimizde Avrupalı inşaat mühendisleriyle çalışıyoruz ve çok heyecanlanıyorum. Bir mimar ve bir inşaat mühendisinin mimarı tasarım ile birlikte strüktür tasarımını konuşması, tartışması… Bilmiyorum ben yakalayamadıysam da siz genç nesiller umarım yakalarsınız diye düşünüyorum. Çünkü çok kıymetli bir şey. Ben strüktür tasarımına çok inanan bir mimari tasarımcıyım. Konvansiyonel kolon ve kiriş konuşmaya başladığımız zaman çok sıkılıyorum.

 

-1992 yılında mezun olduktan sonra 1995 yılında Selim ve Mehmet beyle bu ortaklığı kurmuşsunuz. 3 yılın ardından Kreatif Mimarlık’ı kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi güven alanınızdan çıkmaya iten şey neydi?

Benim serüvenim çok farklı. Biz Selim Beyle aynı ofiste çalışıyorduk. Ben o sırada İngiltere’den bir burs kazanmıştım. Selim Bey ise kendi ofisini açmak istiyordu ve abisi Mehmet Bey’le birlikte ofisi açtılar. Ben o sırada İngiltere’ye gittim. İngiltere’de kaldığım dönemdeyse Türkiye’ye ailemden gizli gizli geliyordum. Mesela Selim Bey bir yarışmaya beraber katılmak için çağırıyordu, böyle bir süreç bir tasarımcıyı çok heyecanlandırıyordu.

Mimar Aydan Volkan

Bir uçağa atlayıp 3-4 günlüğüne geliyordum. Ailemden hiç kimse bilmiyordu. Çünkü bilseler herkes beni görmek isteyecek Halbuki benim o sırada böyle bir iş yapmam lazım. Bu süreç böyle bir yıl kadar gidip gelmeler devam etti. Sonra baktım ki bu böyle olmayacak, İngiltere’deki bursumu dondurdum ve bir gidip deneyeyim dedim. Bütün eşyalarımı İngiltere’de bırakıp geldim. 6 ay civarı bir süre geçtikten sonra bu ortaklığın iyi bir şey olduğunu hissettim. Selim Bey bana ortaklık teklif ederek davet etmişti. Ama ben bir şey imzalamamayı, geri dönme ihtimalim için açık kapı bırakmayı istemiştim. Fakat keyif aldığım iyi işler yaptık ve böylece ben Kreatif Mimarlık’ın son katılanı oldum.

-Kendi işiniz olduğu için kendi çizginizi takip etmeniz daha kolay oluyor mu?

Biz ofisi kurduğumuz günden bu yana hep kolektif tasarıma inandık ve hep bir masanın etrafında olmayı düşündük. Benim bir yuvarlak masa metaforum vardır. Ben projenin sahibini o yuvarlak masadaki herkes olarak görürüm. Yani burada yatırımcı olarak işveren, mimar, mühendislik grupları vardır. Bütün disiplinlerdeki profesyoneller ve işverenlerle ortaya çıkan proje esasen herkesindir. Maddi olarak işverenin, tasarım olarak mimarın, mühendisin, herkesin çok emeğinin olduğu bir şey. Sonuçta ofisler ya da metaforik olarak bu masalar esasen bir takım tasarım platformları. Herkes katkısını sunarak orada iyi bir tasarım elde etmeye çalışmalı. Kimi zaman ofisin sahibi olabilirsiniz, kimi zaman ofiste çalışan bir mimar olabilirsiniz ama bu tasarım pozisyonunuzdaki durumunuzu değiştirmemeli diye düşünüyoruz. O yüzden Kreatif Mimarlık’ta birileri Aydan Volkan ve Selim Cengiç’in tasarımlarını alıp da çizer konumda değiller. Ofis sahibi olarak bir söz hakkım varsa o kısım yüz birimlik bir tasarım da on birimdir. Genel olarak bu kolektif tasarıma inanan bir ofisiz.

-“Yaşanabilir kent ancak planlı kentle mümkündür.” Şeklinde bir açıklamanız var. İstanbul’da son zamanlarda bir kentsel dönüşüm furyası var, hızlı ve kontrolsüz biçimde yükseliyor, şehrin siluetinin bozulduğu tartışılıyor, aslında tartışma seviyesinden de öte bir durumda diyebiliriz. Siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ben kentlerin planlanması gerektiğini düşünüyorum ama kentler planlanırken o kentlerin kullanıcılarından bağımsız planlanmasına karşı olan bir mimarlık duruşum var. Genelde tasarımcı olunduğu zaman, tasarımcı kimliği şöyle bir role bürünür: “Her şeyi tasarlayan.” Ev de tasarlanır, kent de tasarlanır. Evet tasarlanabilir. Bir mimar bir kentin tasarlanmasında yer alabilir. Fakat tek başına bir kent tasarlanamaz, tek bir meslek grubuyla da tasarlanamaz. Bütün meslek grupları bir araya gelse de yetmez; o kentin kullanıcılarının da o planlamada yer alması gerekir. Çünkü öteki türlüsü son derece yapay olur ve insan yaşayışıyla entegre olmadığı için de bir süre sonra kullanılabilir olmaktan çıkar.

PLANLAMA ÇOK TARIŞMALI BİR KONU

Planlama çok tartışmalı bir konudur. Bazı sert modernistler, ki 20.yy dönemi böyle geçti, “kentleri uzmanlar tasarlar ve kentliler de onun içinde yaşar” gibi sert söylemler sundular. O sert söylemlere karşı postmodernistler bu işi çok sulandırdılar. Çünkü karşıda çok sert bir söylem olunca postmodernizm de onu alıp karikatürize etti. Bunun, karikatürize etmenin, dünyada birçok kentte postmodernist bakışla örneği vardır. Bu iki uçta bir sarkaç gibi sallanan bir durum ve aslında olması gereken en temel şey insan.

İnsan nasıl yaşar ve nasıl yaşamak ister? O nedenle sözümün arkasındayım planlama çok önemli fakat bu durum az önce bizim ofisten bahsederken kullandığımız yuvarlak masa metaforu gibi kolektif bir yapıda ve bu sefer kentin kullanıcılarını da planın içine katarak olmalı. Bunun dikkate alınmadığı planlamalar çok yanlış olabiliyor ve Türkiye bunun örneklerini çok gördü. Kentliden bağımsız yaşayan çok Anadolu kenti vardır. Mesela Anadolu’da kentin eski yeri bir tarafta yeni kenti de diğer taraftadır. İkisinin arasından bir otoban ya da bir dere geçiyordur. Herhangi bir yaşantısal akış olmadığı için iki kısım birbirlerinden çok kopuktur. Bunları çok yanlış buluyorum.

-Türkiye’nin ilk yeşil kampüsü olan Piri Reis Üniversitesi projenizi 2014’te tamamlamışsınız ve bu proje Breeam “very good” derecesi almış. Kampüsü yaparken nelere dikkat ettiniz ve Türkiye’deki yeşil bina durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Öncelikle yeşil kampüsü anlatayım. Ben mezun olduğum Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Yıldız Kampüsü’nde okuyanlardanım. Geçen gün gittiğim bir konuşmada tekrar görme fırsatı buldum, hala çok yeşil ve güzel. Aynı şekilde sizin kampüsleriniz de gerçekten çok yeşil ve güzel. O yüzden eğer yeşili doğanın içinde olmak olarak anlıyorsak sizler de ben de çok şanslıyız.

‘YEŞİL BİNA’ MODA ENSTRÜMANI DEĞİL

Yeşil bina konsepti ise son yıllarda özellikle konut ve ofis satışında bir reklam malzemesi olarak bir moda enstrüman haline döndü. Biz Piri Reis’te ise şanslıydık, yeşil bina sertifikası almak üzere yola çıktık. 55 tane deniz armatörünün kurduğu bir vakfın üniversitesiydi bu üniversite. Türkiye’de YÖK branş üniversitesi adına izin vermediği için bu Piri Reis diyoruz yoksa yurt dışında Piri Reis Maritime University olarak biliniyor. Denizde bir gemi 6 ay gidiyorsa kendi suyunu kendi arıtıyor, kendi elektriğini kendi üretiyor, kendi ısıtma ve soğutmasını kendi yapıyor. İşverenimizin isteklerine karşılık veren sertifikalar olduğundan bahsettik. Teklifimize olumlu baktılar ve biz moda bir tabir olsun diye yeşil kampüs sertifikasını almadık. Sertifikanın verdikleriyle işverenimizin beklentileri örtüştüğü için yeşil bina sertifikası aldık.

O gün bize en gerçekçi ve akademik gelen de Breeam idi. Bizim için zor bir süreçti, yeni şeyler öğrendik ama gerçekten zevkliydi. Ben meslek hayatımda elektrik ve mekanik gibi konuları başka hiçbir projemde bu kadar öğrenmek ve kullanmak durumunda kalmamıştım. Çünkü burada mimari tasarımla elektrik ve mekanik tasarımları çok fazla birbirlerinin içine girdiler. Oradaki eğitim havuzunda hem öğrenciler bireysel eğitimlerini alabiliyorlar hem de gemicilikle ilgili deneylerini yapabiliyorlar. Bence eğitimle birlikte o yeşil bina sertifikasının iç içe geçmesi çok kıymetli bir şey. Eğitim, binanın kendi varlığı, sertifikanın koydukları birbirleri içinde o sinerjiyi yarattılar.

-Bugüne kadar Piri Reis dışında pek çok projede çalıştınız. Ormanada, Mappre, Lösev Hastanesi… Sizin için bir projeyi başarılı olarak nitelendiren faktörler nelerdir?

Sorunuzun başından başlamak istiyorum. Biz yıllar içinde bazı konularda uzmanlaştık. Mesela sağlık, eğitim ve turizm yapılarında Kreatif Mimarlık çok bilinen bir ofis. Uzmanlık alanlarımız dışında da Kreatif Mimarlık’ın mimari bir dili var. Bu mimari dilde hedefimiz her zaman zamansız tasarımlar yapmak üzerine oldu. Mesela bazı tasarımcı arkadaşlarımızın sevdiği bir şey vardır: hastane de tasarlasalar otel de tasarlasalar “Aaa, onu Aydan yaptı.” denmesi. Bizse öyle değiliz, her yapının kendine ait bir kimliği olmasını önemseriz ve mimari ürünün önceliğini savunuruz. Mimari ürün bizim tasarımımızdan çıkıp inşa edildiğinde ayrı bir kimliktir.

Ben anneler ve çocukları arasında göbek bağı gibi bir bağ olmasını ve birbirlerinden kopamamalarını sevmiyorum. Ebeveynlerin de bir süre sonra çocuklarını da özgür bırakmaları gerekir. Çünkü onlar da artık bir bireydirler. Biz mimarlık için de Kreatif Mimarlık’ta yapılarımızı öyle görüyoruz. Bir süre sonra bizden bağımsız olduklarını, onların da birer kimlikleri olduğunu düşünüyoruz. Bu branş dallarımız ve mimari kimliğimiz için Kreatif Mimarlık tercih edilerek geliniyor. Ben bir mimar olarak şuna pek inanmam: “Beni hiç kimse anlamıyor!” Öyle bir şey yok. Siz kendinizi anlatmak ve aynı zamanda karşı tarafı da anlamak durumundasınız. Karşılıklı bir iletişim ve bütünleşme olduğu bence bir proje başarılıdır yoksa sadece mimarın harika bir bina tasarlamasıyla bir proje başarılı olmaz.

  • Röportaj: Cenk Alp Sezgin – Gökçe İrem Akgün

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz