PAYLAŞ

1943 yılında İsviçre’de doğan Peter Zumthor “malzemeye dokunmaya” babasının mesleği dolayısıyla erken yaşlarda başladı. Malzemeye olan bu yakınlığı sonraki dönemlerde felsefe edindiği fenomenoloji ile bağdaştırıyoruz. Nesneleri varlığından bağımsız özüyle algılatan fenomenoloji, mimarlıkta ise “Yapının fenomeni(özü) nedir?” i sorgulatıyor. Zumthor’a göre bu öz malzemenin de etkisiyle mekanın kullanıcıda yarattığı algı ve hisler olarak düşünülebilir.

“Kendisi olan bir bina, hiçbir şeyi temsil etmeyen, sadece var olan bir binadır.” diyen Zumthor’un Bruder Klaus Şapelini incelediğimizde ilk bakışta işlevine dair ipucu vermemesi özü sakladığını düşündürse de, bunun yapılarına önyargısız kavratmayı amaçladığı sonucuna vardık.Benim yapılarım mimarlık üzerine düşünmeye vakit ayıranların anlayabileceği yapılardır sözüyle de yapılarının üzerine düşünmeye, içinde bulunup anlamaya teşvik ediyor. 111 tane kütüğü 3 hafta süren içten içe yanmaya maruz bırakarak, kokusal deneyimle hisler uyandırmayı amaçlarken bu sayede malzemeye de karakter kazandırıyor.

Diğer yapılarında duyusal deneyimi nasıl yorumladığını incelediğimizde Therme Vals örneği karşımıza çıkıyor. Mağara taş ocağı gibi kavramlardan yola çıktığını göz önünde bulundurursak, nasıl ki mağaranın içine girmeden oranın mağara olduğunu algılayamıyorsak bu yapıda da bulunmadan bu kaplıcanın özünü kavrayamayız. Ait olduğu yerden beslenmeyi her defasında göz önünde bulundurur. Alp Dağları’nın ortasında konumlanan kaplıcada doğal çevrenin yapıya olan getirisi bölgenin yerel taşı olan Valser Kuvarsit’in kullanımıyla olmuştur. Havuzların yamaca gömülü olması ise doğal çevre ile yapılı çevrenin bağını güçlendirerek ortamın özüne dokunmuştur.

Tümdengelim

Mekan çözümlerken küçük ölçekli projelerde tek bir kutu, daha büyüklerinde ise birden fazla kutunun ilişkisi ile çözdüğünü görüyoruz.  Bu yaklaşımı tasarımı kısıtlar mı diye düşündürürken Peter’in yaptığının sandığımız gibi kutuları tümdengelim yöntemiyle kullanmak yerine farklı fonksiyonların tümevarım yöntemiyle kutu formuna ulaşması olduğunu fark ediyoruz.

Bu kutusal mekan çözümlerine farklı bir bakış açısını LACMA(Los Angeles County Museum of Art) için geliştirdiği öneride görüyoruz. Burada kutsal mekan çözümleri ile organik formun içine yerleşmiş. Müze olarak tasarlanan bu yapı için getirdiği çözümün labirenti anımsatması ve bunun  mekan içi akıcılığı kısmen kısıtlaması, aynı zamanda yapıyı zeminden 30 metre yükseltmesi,formu algılatmaya yönelik olduğunu düşünsek de, büyük ölçekli plan çözümlerindeki yaklaşımlarını sorgulattı.

Kendisine konum olarak daha yakın olan Almanya’da tasarladığı Kolumba Müzesini ele aldığımızda, kullanıcıya duyusal deneyimi yaşatma felsefesini Los Angeles’daki LACMA ya göre daha başarılı yorumladığını söyleyebiliriz. Bunu da aşina olmadığı coğrafyalarda tasarım yaparken belki de bölgenin özünü benimseyememesine yoruyoruz. Roma dönemine ait kalıntıların üzerine inşa edilen bu müzede Zumthor’un tarihi yapılara karşı olan “koruma anlayışını” inceliyoruz.

Eskiyi ve yeniyi eş zamanlı olarak bütünleştirip önümüze seren Zumthor, algılarımızı açarak hislerimizi uyandırıyor. Eski kilise kalıntılarının üzerine yerleştirdiği zikzak köprülerle zamanı içine alırken, açtığı sınırlı açıklıklardan,her yapısında olduğu gibi,ışığı belirlediği ölçüde içeri alıyor.

Postmodernizme karşı çıkması sebebiyle kültür muhalifi olarak değerlendirilen Zumthor, kendine modernizmin içinde özgün üslubuyla yer buluyor.Çünkü onun yaklaşımları postmodernizmin şekilselciliğinden uzaklaşarak kullanıcıların duyusal deneyimlerine hitap eder. Peter Zumthor tasarıma başlarken işlenecek konunun, bölgenin dokusunun, kullanılabilecek malzemenin “özüne” inerek her yapının işlevsel karakterini göz önünde bulundurmuştur.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

MİMARLAR NE DER NKÜ EKİBİ

 

PAYLAŞ
Önceki makaleYapılarda Güvenlik Önlemleri
Sonraki makaleZamanı Sınırlı Olanlar için: 5 dakikada Proje Yönetimi
Ölçeğin insan olduğu mimarlık, toplumsal bir eylem olmasının yanında mimarlık kültürüne dahil olan, muhatap olan herkesin, kentlinin ortak ürünüdür. Kentte söz sahibi olan insan, günümüz yapılaşmış çevresine ne kadar duyarlıdır? Toplum düzeyinde mimarlık bilinci oluşmadığı sürece gerçek manada iyi tasarlanmış kentler ve kaliteli bir çevre oluşması da mümkün değildir. Bu bilincin oluşmasında mimarlık öğrencilerinin rolü oldukça önemlidir. Bu sorumluluğu edinen bizler, mimarların kente, kentliye, bizlere neler dediklerini tartışmak ve üzerine bir şeyler koymak üzere “Mimarlar Ne Der +? “ tartışma serisini düzenliyoruz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz