PAYLAŞ

1971 California Palo Alto’da sakin bir pazar sabahı…Bir anda polis sirenleri duyuluyor. Zırhlı araçları ile polisler üniversite öğrencilerine yönelik bir operasyona başlıyor. Tüm hakları okunuyor zanlılara. Konuşmama hakkına sahipler. Öğrenciler birer birer evlerinden çıkarılıp yere yatırılıp üstleri arandıktan sonra ters kelepçe ile polis arabalarına bindirilirken mahalledeki tüm komşular merak içinde olan biteni izliyor. Ardından, sirenler çalarak uzaklaşır araçlar.

Karakola vardıklarında hakları tekrar okunur, tüm eşyalara el konulur ve mahkumların gözleri kapatılarak bir hücreye konurlar. Suçları “bir deneye katılmaktır”. Deneyin uygulayıcısı ve sahibi Stanford Üniversitesi Psikoloji profesörü Philip Zimbardo kesinlikle hiçbir açık bırakmak istemediğinden tüm prosedürler profesyonelce yapılmaktaydı.

Deney için gazeteye ilan vererek günde on beş dolara sosyal bir deneye katılımcı aradığını duyurmuş ve başvuran yetmiş beş kişiden yirmi dört öğrenci seçilmişti. Dokuz mahkum ve dokuz gardiyan olacak ve üçer kişi de yedek olarak tutulacaktı. Kimin mahkum kimin gardiyan olacağına ise rastgele yazı tura atışı ile karar verilecekti.

 

Mahkumlar iki hafta boyunca 7-24 hapishanede kalacak ve gardiyanlar da vardiya usulü aynı anda en fazla üç gardiyan olacak şekilde görev dağılımı yapacaklardı.

Birinci Gün

Birinci gün karakola getirilen mahkumlar, standart prosedür gereği çırılçıplak soyularak makhumların üstleri arandı ve saçları sıfıra vuruldu. Bit veya pire bulunması ihtimaline karşı ilaçlı spreyle yıkandılar.

Daha sonra tüm mahkumlara birer üniforma verildi. Üzerlerinde ise kendilerine verilen mahkum numaraları yazıyordu ve ayaklarına da birer zincir vurulmuştu. Artık tüm mahkumlar saçları kazınmış, aynı üniformaları giyen, isimleri dahi okunmayan numaralardan ibaret insanlardı.

Diğer taraftan gardiyan görevini üstlenecek öğrencilere ise herhangi bir eğitim verilmedi. Kendilerine sadece şu söylendi:  “Hapishanede düzeni sağlamak ve mahkumların saygısını kazanmak için limitler dahilinde gerekli gördüklerinizi yapma konusunda serbestsiniz”.

Tüm gardiyanlardaysa haki renkli üniformalar ve büyük birer güneş gözlüğü bulunuyordu. Güneş gözlüğünü sürekli takmaları söylenmişti. Bunun sebebi de mahkumlarla arasına mesafe koyması ve gözlerinden duygularının anlaşılmamasıydı. İlk gün bu şekilde tamamlanmıştı.

İkinci Gün

İkinci gün saat tam 02.30’da tüm mahkumlar sayım için büyük bir gürültüyle ve apar topar uykularından uyandırıldılar. İlk sayımda öğrenciler henüz rollerine tam girememekten olsa gerek çok ciddiye almamışlardı bu sayım işini. Mahkumların ciddiyetsizliğinden rahatsız olan gardiyanlar akıllarına ilk gelen cezayı verirler o gece. Kurallara uymayan mahkumlardan şınav çekmelerini isterler.  Gardiyanlar farkında olmadan aslında işlerin acayip bir hal almasına yol açacak ilk adımı burada atmışlardır.

İkinci gün sabahında tüm mahkumlar bir isyan başlatırlar. İsyan şiddetle bastırıldıktan sonra gardiyanlar aynı gün bir toplantı yapar. Psikolojik baskıya ve taktiklere başvurmanın gerekli olduğunu kararlaştırırlar. Bunun için “ayrıcalıklı bir özel hücre” açılır. İsyana katılmayan üç mahkum bu özel hücreye alınır, kıyafetleri ve yatakları geri verilir, banyo yapmalarına izin verildi ve diğer mahkumların gözü önünde çok güzel yemekler yerlerdi. Hemen ardından bu iyi mahkumlardan bir ikisini kötü hücrelere geri koyarak kötü gördükleri mahkumlardan bir ikisini ayrıcalıklı hücreye alırlar ve onlara da aynı ayrıcalıkları tanırlar. Bu sayede mahkumlar arasında ciddi bir kafa karışıklığı ortaya çıktı ve önceden kötü hücrede olup sonradan ayrıcalıklı hücreye alınan mahkumların “casus” olabileceği, laf taşıdığı düşüncesi ortaya çıkar.

Sarpa Sarmaya Başladığı An

Daha sonra eskiden mahkum olan bir danışmana sorulduğunda bu taktiğin neredeyse aynı şekilde gerçek hapishanelerde de kullanıldığı öğrenilir. Bu öğrencilerin bu taktikleri hiçbir fikirleri olmadan uygulamaya başlamaları işlerin tam olarak sarpa sarmaya başladığı yer de işte burası…

Mahkumların her bir davranışı gardiyanların sıkı denetimi altındaydı artık. Tuvalete gitmelerine bile gardiyanların canı isterse izin veriliyordu. Hiçbir düzenlemesi olmayan keyfi kurallar uygulanmaya başlanmıştı. Hatta mahkumlar artık akşam 10’da ışıklar söndükten sonra odalarındaki bir kovaya tuvaletlerini yapmak zorundaydı ve sabah bu kovaları kendileri boşaltıyorlardı.

İki hafta sürmesi planlanan deneyde henüz otuz altı saat dolmadan ilk fire verilecekti. 8612 numaralı denek kontrolsüz davranmaya, sinir krizleri geçirmeye ve ağlama krizleri yaşamaya başlamıştı. Deneyin sahibi Zimbardo dahil olmak üzere herkes deneğin kendilerini kandırmak için böyle davrandığına karar vermişti.

Bir sonraki sayımda ise bu mahkum diğer mahkumlara “Buradan çıkış yok! Burada tıkılıp kaldık!” diye bağıracaktı. Bu nokta işte diğer mahkumlar için de bir dönüm noktası olacaktı. Bunun bir deney olmayabileceği, gerçekten tutuklandıkları ve buradan gerçekten çıkamayacaklarını düşünmeye başlayacaklardı.

Sonunda 8612 numaralı mahkumun gerçekten psikolojisinin iyi olmadığına ikna olan yetkililer kendisini deneyden çıkaracaklardı.

Üçüncü Gün

Üçüncü gün ailelerin durumdan endişeleneceğini düşünen yönetim ailelerle öğrencilerin buluşması için bir organizasyon yapar. Ama en üstten en alta rolüne o kadar kaptırıyor ki herkes kendini, aileler dahi deneyin gerçekleştiği sahte hapishaneye üst aramaları ile ve büyük bir denetim ile alınıyordu.

Dördüncü Gün

Dördüncü günde ise salıverilen 8612 numaralı mahkumun geride kalanlar için büyük bir kaçış planı yaptığını ve o gün içinde bir toplu kaçış olacağına dair bir duyum alıyorlar. Tüm birimler bu olasılığa karşı resmen teyakkuza geçiyor, her çıkışa görevli yerleştiriliyor ve herkes nöbete kalıyor.

Bunun bir söylenti olduğu ortaya çıksa da gardiyanlar bu söylentiden bile çok rahatsız olarak mahkumlar üzerindeki baskıyı iyice artırıyorlar. Tuvaletleri elleri ile temizletmek gibi aşağılayıcı görevler vererek zihinsel olarak çökertme yoluna gidiyorlar.

Bu noktada Zimbardo hapishaneye bir rahip davet ederek mahkumlarla görüşmesini istiyor. Rahip de kendisine söylenmemesine rağmen normalde hapishanelerde nasıl davranıyorsa öyle davranıyor ve işin en ilginç taraflarından biri mahkumların yarısından fazlası kendisini mahkum numarası ile tanıtıyor ve rahip kendilerine “Buradan çıkmak için ne yapıyorsun?” diye soruyor. Mahkumlar pek anlam veremiyor bu soruya. Rahip ise “bir avukatın var mı?” diye sorarak kendilerine isterlerse bir avukat ayarlayabileceğini söylüyor. Garip bir şekilde bazı mahkumlar bu teklifi kabul ediyor. Bu sayede gerçeklikle deney arasındaki çizgi iyice belirsizleşmiş oluyordu.

Artık tüm mahkumlar ve gardiyanlar, buna Doktor Zimbardo da dahil olmak üzere rollerini benimsemiş ve gerçeklik algılarını tamamen kaybetmişlerdi.

Beşinci Gün

Beşinci günde ise artık işler ciddi şekilde kontrol edilemez noktaya gelmiş ve bazı ailelerin avukat tutması ile iki hafta sürmesi gereken deney sona erdirilmişti.

Erkenden bitirilmesine yol açan önemli bir olay daha vardı: Zimbardo ve asistanları gün içinde kameralardan olup biteni takip ediyordu ama gece olduğunda gardiyanlar kendilerini izleyen kimse olmadığı düşüncesiyle ve duyumlara göre kameraların görmediği noktalarda mahkumlara cinsel tacize varacak kadar çeşitli işkenceler yapmaya başlamışlardı.

Deney sonunda tüm deneklerle birer birer görüşüldüğünde ortaya ilginç bir şey daha çıkıyor. Tüm mahkumlar bittiği için çok mutlu olsa da gardiyanların neredeyse hepsi erkenden bitmesinden üzüntü duyuyordu. Bu deney psikoloji dünyasının en tartışmalı deneylerinden biri olmuştur. Yaftaların, bir insana biçilen rollerin aslında o insanın üzerine yapıştığını, o insanı biçimlendirdiğini, normalde hiç yapmayacağı şeyleri yapmasına yol açtığını bize anlatıyor.

Asla yapmam dediğimiz şeyler var ya… İşte onların hiç de öyle olmadığını…

“Ondan adam olmaz” dediğiniz çocuğunuz… Bunu söylediğiniz sürece adam olması mümkün değil.

“Bu çocuk kurtarılmaz” dediğiniz öğrenciniz… Bunu söylediğiniz sürece kurtarılması mümkün değil.

“Ben yapamam” dediğinizde… Yapmanız mümkün değil.

Birine, kendinize bir rol biçtiğinizde… O rolün dışına çıkmanız mümkün değil.

Rıza Semih Koca

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

PAYLAŞ
Önceki makaleMühendislik Fiyaskoları
Sonraki makaleSen de yerini al: 2 Mühendis Discord Topluluğu
Türkiye’nin en aktif öğrenci topluluklarından biri olan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Endüstri Mühendisliği Kulübü (EMK)’ne bağlı olarak çalışmalarını devam ettiren Optimum Dergisi 1992 yılında İTÜ İşletme Fakültesi Maçka Kampüsü’nde kurulmuştur. Üniversitelerin her bölümünden öğrencilerin katılabildiği ve tamamıyla öğrenciler tarafından düzenlenen bir dergi topluluğudur. Dergimizin içeriğinin oluşturulmasından tasarımına kadar her aşamasını dergi ekibimiz tamamlamakta ve gerek İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kapsamında gerek İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) dışında dağıtımını gerçekleştirmektedir. Dergi topluluğumuz her sayıda geliştirdiği zengin içeriklerle Optimum Dergisi’nin yenilikçi anlayışını korumakta ve dergiyi canlı tutmaktadır. Ekibimiz, her yıl yayınladığı tüm sayılarda kariyerden kültür-sanata akademik ve sosyal konulara dokunmakta, güncel içerik oluşturmayı amaç edinmektedir.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi buraya giriniz